KİTAPLAR
YAZARLAR
ETKİNLİKLER
BLOG
Sonuç Bulunamadı...
Turan Akıncı'dan Patrikhane

Turan Akıncı'dan Patrikhane

Turan Akıncı: “Patrikhane, Osmanlı Devleti için bir beka sorunu olmuştu”

Turan Akıncı, yeni kitabı Patrikhane’de Fener Rum Patrikhanesi’nin Bizans’tan Osmanlı’ya, işgal yıllarından Lozan’a uzanan tarihini ve bugün de süren tartışmaları ele alıyor.

Mürsel Çavuş

Fener Rum Patrikhanesi, İstanbul’un tarihinin en tartışmalı kurumlarından biri. Yüzyıllar boyunca Osmanlı yönetimi altında varlığını sürdüren Patrikhane, özellikle imparatorluğun son döneminde milliyetçilik hareketleri, Yunan bağımsızlığı, işgal yılları ve Millî Mücadele sürecindeki rolü nedeniyle farklı yorumların odağında yer aldı. Lozan’la birlikte İstanbul’da kalması, Heybeliada Ruhban Okulu ve ekümeniklik tartışması ise Patrikhane’nin statüsünü günümüze taşıyan başlıca başlıklar oldu.

Turan Akıncı, İşgal kitabının ardından altı yıl boyunca üzerinde çalıştığı Patrikhane’de bu tarihsel süreci farklı dönemeçleriyle inceliyor. Yazarın Patrikhane’ye ilişkin ilgisinin başlangıç noktası da İstanbul’un işgal yıllarına uzanıyor. İşgal sürecinde Patrikhane’nin Rumlara ayrı pasaport verdiğini hatırlatan Akıncı, şu sorunun peşine düşüyor: Patrikhane, Osmanlı Devleti karşısında bu gücü nereden buluyordu?

Bu sorudan yola çıkan kitap hakkında Turan Akıncı ile söyleştik.

Daha önce kaleme aldığınız kitaplarla bu çalışma arasında nasıl bir bağ var? Patrikhane kitabını, önceki çalışmalarınızın devamı olarak belli bir tarihsel bütünlük içinde mi ele aldınız? 

2020 yılında İstanbul’un işgalini anlatan İşgal kitabını yazarken, Patrikhane’nin, yüzyıllardır himayesi altında varlığını sürdürdüğü Osmanlı devleti aleyhine yaptıklarına şaşırmıştım. Özellikle Patrikhane’nin Rumlara ayrı pasaport vermiş olmasını kabullenemedim. Patrikhane Osmanlı Devleti için bir beka sorunu olmuştu. Patrikhane bu gücü nereden buluyordu? Patrikhane konusunda bir kitap yazmaya karar verdim. Elimde diğer çalışmalar olduğu için Patrikhane kitabının yayınlanması altı yıl sürdü.

Yunan bağımsızlık sürecinde Patrikhane’nin rolü konusunda tarih yazımında birbirinden farklı değerlendirmeler bulunuyor. Sizin ulaştığınız sonuç nedir?

Rumlar Avrupa’daki Hristiyan toplumunun bir parçasıydılar. Ayrıca gemicilik sebebiyle çeşitli Avrupa limanlarına girip çıkıyorlardı ve Avrupa’da esen milliyetçilik ve özgürlük rüzgarlarından etkilendiler. Kurdukları Filiki Eterya örgütünün kısa sürede gelişmesi için dini cemaatlerin desteğine ihtiyaçları vardı. Bu görev Patrik’e düşüyordu, onun için o da gizli örgütün başına geçti.

Patrik Gregorius’un idamının etkisi ne oldu?

Patrik Gregorius’un idam edilmesi Rum Cemaatinde büyük bir güvensizliğe sebep oldu. Zira sokaktaki normal vatandaş için patrik çok önemli bir figürdü. Başlangıçta Yunan ayaklanmasını Osmanlının iç işi olarak gören diğer Avrupa devletleri de hristiyan bir din adamının asılmasından sonra savaşa dahil oldular.

Tanzimat ve Islahat fermanları Patrikhane’nin statüsünde nasıl bir değişim yarattı?

Osmanlı Devleti Tanzimat ve Islahat adımlarını gayrimüslimlere yeni haklar ve eşit vatandaşlık için kabul etmişti ama bu durum Patrikhane’nin işine gelmedi. Zira Rumlar kendilerini diğer gayrimüslimlere oranla daha yüksek bir toplumsal statüde görüyorlardı. Bu fermanlardan dolayı Ermeni ve Yahudilerle aynı statüye gelmek hoşlarına gitmedi.

Rum ve Ermeni patrikhanelerinin Mütareke dönemindeki ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Ortak bir siyasi stratejiden söz etmek mümkün mü?

İşin aslı Rum ve Ermeni patrikhaneleri Osmanlı’dan toprak alıp bağımsız olma derindeydiler. Bunun için ortak girişimlerde bulunup Paris ve Londra konferanslarına katıldılar ve Osmanlı’nın aleyhinde çalıştılar. Ama sonunda, Trabzon şehrini paylaşamadıkları için iş birlikleri bozuldu.

Lozan sonrasında Patrikhane’nin statüsü konusunda bugüne kadar süren farklı yorumların temelinde sizce hangi tarihsel veya hukuki ayrımlar yatıyor?

Lozan’a giden Büyük Millet Meclisi Heyeti Patrikhane’yi İstanbul’dan çıkarma konusunda çok kararlıydı ama Lozan Konferansı’na katılan sekiz devletten yedisi Hristiyan devletiydi. Bu ülkeler karşı çıkınca Türk heyeti çaresiz Patrikhane’nin İstanbul’da kalmasını kabul etti.

Heybeliada Ruhban Okulu’nun tarihini ele alırken okulun Patrikhane açısından dinî işlevinin ötesinde nasıl bir öneme sahip olduğunu görüyorsunuz?

Lozan’da kabul edilen mutabakata göre Patrikhane’yi yöneten Sen Sinod meclisi üyelerinin Türk vatandaşı olup aynı zamanda Türkiye’de doğmuş olması şartı var. Patrikhane bundan bir süre sonra meclise üye bulmakta zorlanacak. Onun için Patrikhane Heybeliada Ruhban Mektebini açıp burada papaz yetiştirmek istiyor.

Gelelim kitabın en tartışmalı başlıklarından birine: Ekümeniklik. Fener Patrikhanesi’nin ekümeniklik iddiasının tarihsel kökenleri nelerdir?

Katolik mezhebinde Papa tek yetkilidir ve ekümeniktir. Ortodoks kilise ise otosefal’dir. Her devlet kendi Patrikhanesi’ni kurma hakkına sahiptir. Hiçbir Patrikhane diğerinin işine karışamaz. 

Türkiye Cumhuriyeti, Lozan’da sağlanan mütabakat sonucu, sadece Türk vatandaşlarının dini ihtiyaçlarına hizmet etme koşuluyla kalmasına izin verdiği Patrikhane’nin, ekümeniklik iddasını tanımamaktadır. Fener Rum Patrikhanesi’nin ekümenik olmadığına dair Yargıtay kararı da vardır.

Lozan’a göre böyle bir yetkisi olamasa dahi Fener Rum Patrikhanesi hem yurt dışında metropolitlikler kurmuş hem de Sen Sinoid Meclisine yabancılar almıştır.

Başa Dön