KİTAPLAR
YAZARLAR
ETKİNLİKLER
BLOG
Sonuç Bulunamadı...
USTA ile MARGARİTA - MİHAİL BULGAKOV

USTA ile MARGARİTA - MİHAİL BULGAKOV

Remzi Kitabevi’nden Aydın Emeç’in çevirisiyle çıkan Usta ile Margarita, Mihail Bulgakov’un inanılmaz hayal gücünün, parlak zekâsının ve aşkının hayat verdiği sıra dışı bir başyapıt. 


Tutku Çetin
tutkucetin@gmail.com

 

Usta ile Margarita hakkında ne yazarsam yazayım haddimi aşarım, onunla ilgili sayısız değerli yorum önemli edebiyatçılar tarafından zaten yapılmış. Benimse yapmak istediğim tek şey Mihail Bulgakov’a saygı duruşunda bulunmak çünkü o bunu fazlasıyla hak ediyor.

İki Yalnız Adam

Moskova’da Sadovaya caddesinde kırk yaşlarında iki adam yürür. Biri, 1929 yılının soğuk bir kış gününde; diğeri, bu kitabı okuduğumuz her seferinde.

İkisi de yorgun ve umutsuzdur, ikisi de dışlanmış ve yalnızdır. Adamlardan ilki, yaşamını yazmak üzerine kurmuş olan Mihail Bulgakov’dur. Sovyet rejiminin en karanlık günlerinde açlıkla, yoklukla, yok sayılmakla mücadele etmektedir. Hayatı elinden alınmış, tüm kapılar yüzüne kapanmıştır. İşte bu günlerde yaratır, onunla aynı caddede yürüyen, aynı acıları çeken Usta’yı. Usta, Bulgakov’un ta kendisidir ve on iki yılda yazdığı bu kitap, bu benzersiz yazarın zorluklar, acılar, hayal kırıklıkları ve imkânsızlıklarla boğuşarak geçen ömrünün damıtılmış halidir.

Oysa satırlarında eğlencenin ve mizahın en şahanesi vardır. Bulgakov, çağdaşları gibi ağıt yakıp kasvet yaratmak yerine keskin bir hicvi, kara mizahı, alegoriyi, büyüyü, fanteziyi sonuna kadar kullanarak Büyülü Gerçekçilik’in en önemli eserlerinden birini yaratmıştır. Usta ile Margarita eğlenceli, kıvrak ve rengârenktir ve Bulgakov adeta, Bedenime zarar verseniz de ruhuma dokunamazsınız, diyerek sisteme meydan okumaktadır. Tıpkı, hapsedilmeye çalışılan bir ruhun olanca zenginliğiyle dışarıya taşmak istemesi gibi. Belki de bunca mizaha ve eğlenceye karşın kitabı aynı zamanda duygu yüklü ve hüzünlü kılan da budur.     

Arkadaşım şeytan

Kim demiş, yaşam doğrusal akılla anlaşılacak kadar mantıklıdır, diye? Sınırsız bir hayal gücünün özgürce koşturduğu bir hayat fanteziyi de büyüyü de tıka basa barındırır. Böylece bir bahar gününde şeytan yanında avanesiyle birlikte insan kılığında Moskova’da belirebilir. Konuşan dev bir kedi, süpürgeleriyle uçan kadınlar, sihirli kremler, domuza dönüşen insanlar, şömineden oluk oluk akan misafirler olağan hale gelir. Absürtle doğal olan yer değiştirir.

Bulgakov, eserlerini yasaklayan bürokratları, resmi edebiyatın temsilcilerini ve toplumun ileri gelenlerini tüm ikiyüzlülükleri ve çıkarcılıkları ile gözler önüne sererken dünyanın en eğlenceli taşlamasına şahit oluruz, kara mizah ve hiciv tavan yapar. Öyle ki şeytan bile bu açgözlü insan topluluğunun yanında iyi niyetli ve adaletli görünür, kötülük yapmasına gerek kalmaz, insanlar yeterince kötüdür zaten.

Kudüs’ün Moskova’da işi ne?

Olaylar Moskova’da bir karnaval havasında cereyan ederken bir başka öyküyle karşılaşırız; İsa ve Roma Valisi Pontius Pilatus’un öyküsüyle.

Bir yazar olan Usta, Yahudiye Valisi Pontius Pilatus ile İsa arasında geçen ve İsa’nın çarmıha gerilmesine yol açan olaylar zincirini anlattığı bir kitap yazmıştır. Ama kitabı dönemin yazarlar birliği tarafından saçma bulunup linç edilince Usta kitabıyla birlikte hayatını da yakıp akıl hastanesine kapatılmıştır. 

Usta’nın yazdığı öyküyle Moskova’da geçen iki öykü birbirine paralel ilerler. Her ikisinde de ortak motifler vardır, her iki öykü de çarşamba günü başlayıp cumartesi günü biter. Her ikisinde de hava güneşliyken aniden rüzgâr çıkar ve her ikisinde de dolunay vardır. Ve en önemlisi, İsa-Yeşua ile Usta arasındaki benzerliktir: Her ikisi de siyasi iktidarın masum kurbanlarıdır. İsa, Usta ve Bulgakov aynı kaderi paylaşırlar.

Pontius Pilatus’un içten içe çektiği vicdan azabını Stalin de çekmiş midir acaba, diye düşünmeden edemedim.

Kitaptaki üçüncü hikâye, Usta ve Margarita’nın ölümsüz aşkıdır. Usta’ya yeniden hayat veren, yaktığı kitabı yeniden başlatan Margarita, Usta’nın iyiliği için kendini feda etmekten çekinmeyip şeytanla iş birliği bile yapacaktır.

Mizah mı trajedi mi?

Bazen, insan neden yazar diye düşünüp kendimce cevaplar verirdim. Ama Usta ile Margarita’yı okuduktan sonra gerçek cevabı buldum: Çünkü yazmazsa olmaz. Yoksa tüm bu canlılık, yaşam, duygular, hayaller, ruh, akıl, içinde patlar insanın ve ölür o zaman.

Usta ile Margarita’yı okurken, yeteneğine, aklına, birikimine rağmen sırf normlara ve dayatılan düzene uymadığı için dışlanan, yaratımları elinden alınan, zorluklarla ve hayal kırıklıklarıyla mücadele etmek zorunda bırakılan yazarın kendi hayatına şahit oluyoruz.  Usta, öyle savunmasız, öyle umutsuz bir şekilde teslim olmuştur ki onun acısını derinden hissederiz.

Kitabı tanıtırken konuyu özetleyip fantezi, hiciv diyerek sınıflandırmanın kolaya kaçmak olacağını düşündüm çünkü bir kitaptan çok daha fazlası söz konusu. Bulgakov, romanını yüzlerce tarihi ve dini kitabı ve el yazmasını inceleyerek oluşturmuş. Ama üzerinde on iki yıl çalışmasına rağmen bitirememiş çünkü düzeltmelere her seferinde birinci bölümden başlamış. Kitabın tamamını elden geçirecek zamanı bulamadığı için ikinci bölüm pek çok kişiye zayıf gelebilir.

Müsveddesine, ölmeden önce bitir, diye not düşen Bulgakov, göz bebeği olan kitabını yaşamının son günlerinde bile elinden bırakmamış. Er geç basılacağını ümit ettiği kitabı, anca ölümünden yirmi altı yıl sonra basılabilmiş.  

Usta ile Margarita, içinde çok sayıda karakter, isim ve olay yer aldığı için başlarken zorlayıcı gelebiliyor ama birkaç sayfayı geride bıraktığınızda kelimeler coşkun akan bir ırmak misali sürüklemeye başlıyor. Yürek burgusuyla neşenin, eğlenceyle hüznün bir arada aktığı, hiciv, mizah, büyü ve aşkla dolu bu ırmaktan çıkmak istemiyorsunuz. Bu akış içinde yüzerken derinlerde Usta’nın yalnızlığını ve çaresizliğini görüyor ve insan olabilmek için aslında çok az şeye ihtiyacımız olduğunu düşünüyorsunuz; ifade edebilmeye, anlaşılmaya ve sevilmeye.

Usta ile Margarita; kişisel çıkarlar, hırslar, aç gözlülükler, iki yüzlülükler, satılık onurlar, küçük adamlar ve küçük kadınlarla dolu dünyaların, Bulgakov’un zekâyla, mizahla ve yaratıcılıkla dolu ruhuna er geç yenik düşmesinin hikâyesidir aslında, dünyanın her yerinde ve her zaman.

GALERİ
Başa Dön