KİTAPLAR
YAZARLAR
ETKİNLİKLER
BLOG
Sonuç Bulunamadı...
Nafiye Sabırlar: “Evlilik imzayla tamamlanmaz, her gün yeniden inşa edilir”

Nafiye Sabırlar: “Evlilik imzayla tamamlanmaz, her gün yeniden inşa edilir”

Meslek hayatına çocuk gelişimi alanında başlayan, bugün çiftlerle çalışan evlilik ve aile danışmanı Nafiye Sabırlar, Remzi Kitabevi’nden çıkan “Evliliği İnşa Etmek” kitabını anlattı: “Birini sevmekle onunla sağlıklı bir ilişki yürütmek aynı şey değil. İyi bir evlilik, her gün verdiğimiz kararların sonucunda zaman içinde inşa ettiğimiz bir yapıdır.”

Mürsel Çavuş

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Bize çalışma alanınızdan bahseder misiniz?
Ben önce bir anne ve eşim; bir evliliği 12 yıldır inşa ediyorum ve 10 yaşında bir oğlum var. Profesyonel hayatımda ise evlilik ve aile danışmanıyım. Meslek hayatıma çocuk gelişimi alanında, çocuklarla çalışarak başladım. Çocukla çalışırken yalnızca çocuğu değil; çocuğun içinde bulunduğu aileyi, aile içindeki ilişkileri ve bu ilişkilerin çocuğun gelişimine nasıl yansıdığını görmeye başladım. Bu da beni aile danışmanlığına yöneltti.

Ancak bu, benim için kolay ve hızlı bir geçiş olmadı. Aile danışmanlığı alanında yeniden eğitim aldım; bugüne kadar 40’ın üzerinde eğitime katıldım ve hâlâ sürdürüyorum. Bu eğitimlere öğrendiğim her yöntemi uygulamak için katılmıyorum. Farklı yaklaşımları tanımak, karşımdaki kişinin ihtiyacını doğru anlayabilmek ve gerektiğinde doğru uzmana yönlendirebilmek için öğreniyorum. Bence mesleki yeterlilik, yalnızca neyi yapabildiğini bilmek değil; neyi yapmaman ve ne zaman başka bir uzmana yönlendirmen gerektiğini de bilmektir.

Nasıl tıpta her hekimin bir uzmanlık alanı varsa, ruh sağlığı alanında çalışanların da belirli alanlarda derinleşmesi gerektiğine inanıyorum. Ben de özellikle aile içi iletişim, sınırlar ve eşler arasındaki ilişki alanında kendimi geliştirmeye devam ediyorum. Çünkü bu meslekte öğrenmenin sonu yok ve iyi bir danışman her şeyden önce kendi sınırını ve yeterliliğini bilmeli.

Sizi çocuklardan evliliklere yönelten o kırılma anı neydi?
Bir çocuğun davranışını anlamaya çalışırken karşıma hep anne-babanın iletişim biçimi, çatışma şekli ve birbirlerine nasıl davrandıkları çıkıyordu. Zamanla, yaşanan birçok güçlüğün aile ortamından bağımsız olmadığını net biçimde gördüm. Yalnızca çocuğa odaklanmanın yeterli olmadığını, anne-baba arasındaki ilişkinin de ele alınması gerektiğini düşündüm.

Aslında bugün geldiğim yer, yıllar önce çocuklar için çıktığım yolun başka bir yöntemle devamı. Yöntemim değişti ama niyetim değişmedi; bugün de çocuklar için yürüyorum. Çünkü her çocuğun sevildiği, saygı gördüğü, kendini güvende hissettiği, huzurlu bir aile ortamında büyümeye hakkı var. Bugün çocuk olan kişi yarının eşi; eşler yarının ailelerini, aileler de toplumun kendisini oluşturuyor. Toplumsal değişimin en temel ve en kalıcı yollarından birinin aileden geçtiğine inanıyorum.

Kitabınızın adı “Evliliği İnşa Etmek”. Neden “kurtarmak” ya da “korumak” değil de “inşa etmek”?

Çünkü evliliği, yalnızca kaybedilmek üzereyken kurtarılması gereken bir yapı olarak görmüyorum. Evlilik, evlendikten sonra kendiliğinden iyi giden bir ilişki değildir; emekle, farkındalıkla ve doğru davranışlarla zaman içinde oluşturulan bir ilişkidir. Korumak da bana mevcut olanı muhafaza etmek gibi geliyor. Oysa evlilikte ihtiyaç duyulan şey, ilişkiyi yeniden kurabilmek ve daha sağlam hâle getirebilmektir.

Bir nikâhla evlenmiş oluyoruz; sanki imza atınca evlilik tamamlanmış gibi hissediliyor. Hâlbuki o imza bir başlangıcın imzası. “Biz birbirimizi seviyoruz, bundan sonrası gelir.” düşüncesiyle yola çıkıyoruz. Fakat birini sevmekle onunla sağlıklı bir ilişki yürütmek aynı şey değildir. Nasıl konuştuğumuz, nasıl tartıştığımız, kırıldığımızda ne yaptığımız, eşimizin sınırlarına ve bireyselliğine saygı gösterip göstermediğimiz… Bunların hepsi evliliğin yapı taşları.

Dolayısıyla insan aslında her gün evliliğini inşa etmeye devam ediyor; bazen yeni bir kat çıkıyor, bazen var olan yapıyı güçlendiriyor ya da zayıflatıyor. İyi bir evlilik, birlikte nasıl bir ilişki yaşayacağımıza dair her gün verdiğimiz kararların ve davranışların sonucunda, zaman içinde inşa ettiğimiz bir yapıdır.

Kitabınızı eline alan bir okur içinde ne bulacak? Bu kitap ona nasıl eşlik edecek?
Evlilik, birkaç tavsiyeyi uygulayarak çözülebilecek kadar basit bir ilişki değil. Bu sebeple kitapta önce bazı temel kavramları ele alıyorum: Gerçekçi olmayan beklentiler, suçlu arayışı, eşini değiştirme çabası, saygı, güven ve empati… Ardından bu kavramları günlük hayatta karşılığını bulacak uygulamalarla somutlaştırıyorum. Duygu farkındalığı, yıkıcı iletişim örüntüleri, bilişsel çarpıtmalar, tartışma sonrası onarım ve güvenli bağlanma gibi konular burada devreye giriyor. Son bölümde ise evlilikte sık karşılaşılan problemleri vakalar üzerinden ele alıyorum.

Okurun kitabı okurken bazı yerlerde kendi hatalarıyla karşılaşmasını önemsiyorum. Çünkü evlilikte değişim, önce insanın kendisini fark etmesiyle başlar. Değişmesi gerekenin yalnızca eşimiz olmadığını görmek, en zor ama en gerekli farkındalıktır. Kısacası bu kitap, insanın kendi evliliğine biraz dışarıdan bakabilmesini ve ilişkisinde yalnızca eşini değil, kendisini de görebilmesini sağlayacak bir bakış açısı kazandırmayı amaçlıyor.

Kitabınız yalnızca evli çiftlere mi sesleniyor, yoksa bekâr ya da nişanlı okurlar da kendilerine bir şey bulabilir mi?
Aslında kitabın evlenmeden önce okunmasını özellikle önemli buluyorum. Çift danışmanlığını, ilişki kopma noktasına geldiğinde başvurulacak son çare olarak görmek toplumumuzda yerleşmiş önemli bir yanılgı. Eşlerin birbirlerine ve ilişkilerine yaptıklarını buruşturulmuş bir kâğıda benzetiyorum: Tertemiz bir kâğıdı buruşturduktan sonra eski hâline döndürmek mümkün değildir. Böyle bir ilişkiyi yoluna koymak için yeni bir sayfa açmak gerekir ve bu oldukça zor bir iştir.

Hâlbuki yardım almak için yangının büyümesini beklemesek, daha ilk kıvılcımlarda destek alsak, evlilikte hedeflenen huzur ve mutluluğu yakalamak çok daha kolay. Çünkü yangın büyüdükçe ilişkideki güzel şeyleri de küle dönüştürüyor. Bu nedenle kitabım yalnızca sorun yaşayan çiftlere değil, henüz sorun yaşamadan ilişkisini anlamak ve evliliğini nasıl inşa edeceğini öğrenmek isteyen herkese hitap ediyor.

Evlenmeye hazırlanan bir çift, birbirine hangi soruları mutlaka sormalı?
İnsanlar birbirlerini yalnızca soru-cevap yoluyla tanıyamazlar. Çünkü insanın verdiği cevapla gerçek hayattaki davranışı her zaman aynı olmayabiliyor. Birbirlerini farklı durumlarda nasıl davrandıkları üzerinden gözlemlemeleri ve birlikte çeşitli deneyimler yaşamaları çok daha isabetli bir yoldur.

Ev işleri nasıl paylaşılacak? Çocuk konusunda beklentimiz ne? Tartıştığımızda ne yapacağız? Birimiz kırıldığında diğeri ne yapacak? Birimiz diğerinden farklı düşündüğünde ne olacak? Eşimizin ailesiyle ilgili bir problem yaşadığımızda tutumumuz ne olacak? Bunların hepsi çok önemli sorular; ancak sorulup cevabı alınarak hakkında kanaat oluşturulacak şeyler değiller. Bunları deneyimleyerek ve gözlemleyerek anlamak gerekiyor.

Bu nedenle kitabımda, evlilikte olması gereken üç temel unsur üzerinden bir çerçeve oluşturdum: saygı, güven ve empati. Çiftlerin birbirlerinde bu üç alandaki tutumları gözlemleyebilmeleri, evliliğe hazırlanırken kendileri için çok daha somut bir rehber olacaktır.

Başa Dön